Köşe Yazısı | Ekrandaki Hikâyeler, Gerçek Hayatın Geleceği
Her akşam milyonların izlediği diziler, sadece hikâye mi anlatıyor; yoksa yarının toplumunu mu şekillendiriyor? Arifiyeden Haber'in kurucusu Ferit Şekerli, ekranlarda giderek artan şiddet ve ahlaki yozlaşma temalarına dikkat çekerek önemli bir tartışmayı gündeme taşıyor.
Ekrandaki Hikâyeler, Gerçek Hayatın Geleceği
Türkiye’de yayınlanan birçok dizi filmde; aldatma, ihanet, cinsellik, uyuşturucu, çocuk istismarı, kadına şiddet ve cinayet gibi ağır ve travmatik konuların giderek daha fazla işlendiğini görüyoruz. Elbette sanat; hayatın içindeki karanlık yönleri de anlatabilir. Ancak mesele şu: Ne anlatıyoruz değil, nasıl ve hangi yoğunlukta anlatıyoruz?
Bugün prime time kuşağında milyonlarca insanın izlediği yapımlarda, kötülük sıradanlaştırılıyor. İhanet “normal”, şiddet “kaçınılmaz”, suç ise “anlaşılabilir” gibi sunulabiliyor. Sürekli tekrar edilen bu temalar, özellikle genç zihinlerde ve duygusal olarak hassas kitlelerde bir algı inşasına dönüşüyor.
Algı Yönetimi ve Normalleşme Tehlikesi
Toplum mühendisliği büyük iddialı bir kavram olabilir; ancak medyanın algı oluşturma gücü inkâr edilemez. Bir davranış ne kadar çok görünür olursa, o kadar normalleşir.
• Aldatma, dramatik bir aşk hikâyesinin parçası olarak estetize ediliyor.
• Şiddet, reyting unsuru olarak paketleniyor.
• Suç, kahramanlaştırılmış karakterler üzerinden romantize ediliyor.
Oysa bu içerikler; aile yapısını, gençlerin değer dünyasını ve kadın-erkek ilişkilerindeki güven duygusunu doğrudan etkiliyor.
Gençler Ne İzliyor, Ne Öğreniyor?
Bir genç, rol modelini artık mahallesindeki abiden değil; dizideki “karizmatik suçlu”dan alıyorsa burada durup düşünmeliyiz.
Ekran karşısında saatler geçiren bir nesil, ilişkilerde sadakatin değil entrikanın; sabrın değil öfkenin; çözümün değil intikamın öne çıkarıldığı hikâyelerle büyüyor. Bu sadece bireysel bir mesele değil, toplumsal bir güvenlik ve gelecek meselesidir.
Kadın Temsili ve Şiddetin Gölgeleri
Kadına yönelik şiddet gibi hassas bir konu elbette işlenebilir; ancak şiddetin tekrar tekrar görselleştirilmesi, dramatik bir unsur olarak kullanılması ve zaman zaman duyarsız bir şekilde sunulması, sorunu çözmek yerine travmayı büyütebilir.
Kadın; güçlü, üretken, ilham veren bir figür olarak değil de sürekli mağduriyet üzerinden temsil edildiğinde, bilinçaltına farklı mesajlar yerleşir.
Reyting mi, Sorumluluk mu?
Medya sektörü elbette ticari bir alan. Ancak toplumun ortak ahlaki ve kültürel zeminine etki eden bir sektörün, sadece reyting ve reklam gelirleri üzerinden hareket etmesi kabul edilebilir mi?
Her özgürlük, beraberinde sorumluluk getirir. Sanat özgürdür; fakat kamuya açık yayıncılık toplumsal sorumluluk taşır.
Çözüm Yasaklamak Değil, Bilinç Üretmek
Burada amaç sansür çağrısı yapmak değil. Amaç; daha dengeli, daha umut veren, değer üreten, çözüm gösteren içeriklerin çoğalmasıdır.
• Güçlü aile hikâyeleri neden daha az anlatılıyor?
• Başarı, emek ve dürüstlük temalı senaryolar neden geri planda kalıyor?
• Topluma umut aşılayan yapımlar neden istisna olarak görülüyor?
Biz hangi hikâyeleri çoğaltırsak, yarın o hikâyelerin insanları oluruz.
Son Söz
Ekran, sadece bir eğlence aracı değildir; bir kültür taşıyıcısıdır. Bugün izlediğimiz her sahne, yarının toplum dokusuna bir iz bırakıyor.
Geleceğimizi korumak istiyorsak; gençlerimizin zihin dünyasını daha temiz, daha umutlu ve daha değer temelli içeriklerle beslemek zorundayız.
Çünkü mesele bir dizi meselesi değil;
Mesele, yarın nasıl bir toplumda yaşayacağımız meselesidir.