Köşe Yazısı | Ramazan Geldi… Peki Biz Neyi Konuşuyoruz?

Arifiye'den Haber'in kurucusu Ferit Şekerli, bu haftaki köşe yazısında kalemi eline alıyor ve hepimize ayna tutuyor. Ramazan ayının tartışmalar arasında kaybolan ruhunu hatırlatırken, asıl konuşmamız gereken meseleleri samimi bir dille ele alıyor.

Ramazan Geldi… Peki Biz Neyi Konuşuyoruz?

Her yıl olduğu gibi Ramazan ayı geldi ve beraberinde yine aynı tartışmaları getirdi.
“Orucu bozan unsurlar neler?”,
“Oruç tutuyor musun?”,
“Ramazan’da çalışma saatleri nasıl olmalı?”,
“Zengin sofralar mı, boş tabaklar mı?”

Oysa Ramazan; bu soruların ötesinde, insanın kendine dönmesi gereken bir aydır. Nefsin terbiye edildiği, kalbin yumuşadığı, paylaşmanın çoğaldığı, sabrın ve merhametin büyüdüğü bir zaman dilimidir. Fakat biz her yıl bu derin anlamı konuşmak yerine, yüzeyde kalan ve çoğu zaman tartışma üreten başlıklara sıkışıp kalıyoruz.

Maneviyat Yerine Tartışma Üretiyoruz

Ramazan’ın ruhu; ibadet, tefekkür ve dayanışmadır. Ancak gündemimize baktığımızda; ibadetin kendisinden çok, ibadetin “şartları” ve “detayları” üzerinden yürüyen bir tartışma kültürü görüyoruz.

Kim oruç tutuyor, kim tutmuyor…
Kim ne yiyor, kim ne paylaşıyor…
Hangi işletme açık, hangisi kapalı…

Bütün bu tartışmalar, Ramazan’ın özünü konuşmamızı engelliyor. Daha da önemlisi; gençlerin zihninde dini, sürekli sorgulanan ve zorlaştırılan bir alan gibi gösteriyor.

Gençler Neden Uzaklaşıyor?

Bugünün gençleri zaten yoğun bir bilgi bombardımanı altında. Sosyal medya, popüler kültür ve hızlı yaşam temposu içinde; sabır, irade ve maneviyat gibi kavramlar ikinci plana itiliyor.

Ramazan ise tam bu noktada bir fırsat olması gerekirken, çoğu zaman bir “yük” gibi sunuluyor.
“Oruç zor”,
“Hayat yavaşlıyor”,
“İş verimi düşüyor” gibi söylemler; gençlerin zihninde ibadeti anlamaktan çok uzaklaştıran bir algı oluşturuyor.

Oysa mesele aç kalmak değil; nefsi terbiye etmektir.
Mesele susuzluk değil; sabrı öğrenmektir.
Mesele sadece ibadet değil; insan olmaktır.

Gösteriş Sofraları ve Sessiz Açlık

Bir yanda gösterişli iftar sofraları, diğer yanda iftarını nasıl yapacağını düşünen insanlar… Ramazan’ın en büyük sınavı tam da burada başlıyor.

Paylaşmanın ayı olan Ramazan, bazen tüketimin ayına dönüşebiliyor. Sofralar büyürken gönüller küçülmemeli. Çünkü Ramazan, tok olanın açın halini anlaması için vardır; zenginliğin sergilenmesi için değil.

Ailelere Büyük Sorumluluk Düşüyor

Gençlerin Ramazan’ı nasıl algıladığı büyük ölçüde ailede şekillenir.
Ramazan’ı bir baskı ayı gibi anlatırsanız, uzaklaşırlar.
Bir korku ayı gibi anlatırsanız, içlerine kapanırlar.
Ama bir merhamet, paylaşma ve huzur ayı gibi yaşatırsanız; o zaman kalplerine dokunursunuz.

Çocuklar nasihatten çok, gördüğünü öğrenir.
Anne-baba sabrı yaşarsa, çocuk sabrı öğrenir.
Paylaşmayı görürse, paylaşmayı benimser.
İbadetin huzurunu hissederse, Ramazan’ı sever.

Asıl Soru Şu Olmalı

Ramazan’da kaç saat çalıştık değil,
Kaç kalbe dokunduk?

Ne kadar aç kaldık değil,
Ne kadar sabredebildik?

Ne yedik değil,
Kiminle paylaştık?

Sonuç Yerine Bir Hatırlatma

Ramazan; gündem üretilecek bir ay değil, gönül yapılacak bir aydır.
Tartışmaların değil, tefekkürün ayıdır.
Gösterişin değil, sadeliğin ayıdır.

Gençleri dinden uzaklaştıran şey çoğu zaman dinin kendisi değil; onun yanlış anlatılması ve yanlış yaşanmasıdır.

Bu yüzden en büyük sorumluluk ailelere, eğitimcilere ve topluma düşüyor. Ramazan’ı anlatmak değil, yaşatmak gerekiyor.

Çünkü Ramazan doğru yaşandığında; insanı yormaz, iyileştirir.
Zorlaştırmaz, kolaylaştırır.
Uzaklaştırmaz, yaklaştırır.

Ve belki de en önemlisi;
Ramazan, konuşulduğunda değil yaşandığında anlam kazanır.

Ramazan Ramazan Ruhu Maneviyat Tefekkür Sabır Merhamet Paylaşmak İyilik Dayanışma Nefis Terbiyesi Gençlik Aile Değerler İftar Arifiyeden Haber Arifiye Gündem Arifiye