Ortadoğu yine yanıyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde savaş, kriz ve belirsizlik var. Türkiye ise yıllardır bu ateş çemberinin tam ortasında; kimi zaman şahit, kimi zaman hedef, kimi zaman da arabulucu oldu.Irak işgalle sarsıldı.
Afganistan onlarca yıl süren savaşın ardından belirsizliğe sürüklendi.
Libya iç çatışmalarla parçalandı.
Mısır siyasi kırılmalar ve darbeler yaşadı.
Filistin hâlâ insanlık dramının en ağır örneklerinden birini yaşıyor.
Suriye iç savaşın yıkıcı sonuçlarıyla yüzleşmeye devam ediyor.
İran bölgesel gerilimlerin merkezinde.
Yemen insani krizin en derin tablosunu sergiliyor.
Lübnan ekonomik ve siyasi çöküşle mücadele ediyor.Bu tablo sıradan bir coğrafi karmaşa değil; sistematik bir istikrarsızlık kuşağıdır. Ve Türkiye, bu kuşağın tam ortasında yer alıyor.Türkiye, yalnızca sınır komşusu değil; aynı zamanda tarihsel ve vicdani bir bağın taşıyıcısıdır. Bu yüzden her kriz Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı etkiledi.Bir yandan 40 yıl boyunca terör belasıyla mücadele edildi. Nice bedeller ödendi. Şehirler, dağlar, sınırlar bir güvenlik hattına dönüştü. Ama bu millet geri adım atmadı.Bugün ise farklı bir tablo var.Türkiye artık edilgen bir ülke değil. Savunma sanayinde atılan yerli ve millî adımlar, sahadaki kararlı operasyonel kabiliyet ve diplomasi masasında sergilenen özgüvenli duruş; ülkemizi bölgesel denklemin belirleyici aktörlerinden biri hâline getirdi. Kendi teknolojisini üreten, kendi stratejisini yazan bir Türkiye var artık.Ama asıl değişim sadece teknolojiyle açıklanamaz.Asıl değişim; özgüveni yüksek, kökleriyle barışık, inancını ve kimliğini taşıyan bir neslin yetişiyor olmasıdır. Hem mühendislikte hem akademide hem güvenlikte hem diplomaside söz sahibi olan bir gençlik… Bu gençlik, Türkiye’nin yarınlarını inşa eden en büyük güçtür.Elbette tehditler bitmiş değil. Coğrafya zor, dengeler kırılgan. Ancak artık Türkiye; krizleri uzaktan izleyen değil, gerektiğinde sahaya inen; gerektiğinde arabuluculuk yapan; gerektiğinde de caydırıcı gücünü ortaya koyan bir devlettir.Dosta güven veren, düşmana hesap yaptıran bir Türkiye…Bu bir slogan değil; yaşanan dönüşümün adıdır.Ortadoğu’da savaşlar sürerken Türkiye artık sadece ayakta kalma mücadelesi veren bir ülke değil; ağırlığını hissettiren bir merkez güçtür. Ve görünen o ki, yeni yüzyılda bu duruş daha da belirginleşecektir.
Ferit ŞEKERLİ
Afganistan onlarca yıl süren savaşın ardından belirsizliğe sürüklendi.
Libya iç çatışmalarla parçalandı.
Mısır siyasi kırılmalar ve darbeler yaşadı.
Filistin hâlâ insanlık dramının en ağır örneklerinden birini yaşıyor.
Suriye iç savaşın yıkıcı sonuçlarıyla yüzleşmeye devam ediyor.
İran bölgesel gerilimlerin merkezinde.
Yemen insani krizin en derin tablosunu sergiliyor.
Lübnan ekonomik ve siyasi çöküşle mücadele ediyor.Bu tablo sıradan bir coğrafi karmaşa değil; sistematik bir istikrarsızlık kuşağıdır. Ve Türkiye, bu kuşağın tam ortasında yer alıyor.Türkiye, yalnızca sınır komşusu değil; aynı zamanda tarihsel ve vicdani bir bağın taşıyıcısıdır. Bu yüzden her kriz Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı etkiledi.Bir yandan 40 yıl boyunca terör belasıyla mücadele edildi. Nice bedeller ödendi. Şehirler, dağlar, sınırlar bir güvenlik hattına dönüştü. Ama bu millet geri adım atmadı.Bugün ise farklı bir tablo var.Türkiye artık edilgen bir ülke değil. Savunma sanayinde atılan yerli ve millî adımlar, sahadaki kararlı operasyonel kabiliyet ve diplomasi masasında sergilenen özgüvenli duruş; ülkemizi bölgesel denklemin belirleyici aktörlerinden biri hâline getirdi. Kendi teknolojisini üreten, kendi stratejisini yazan bir Türkiye var artık.Ama asıl değişim sadece teknolojiyle açıklanamaz.Asıl değişim; özgüveni yüksek, kökleriyle barışık, inancını ve kimliğini taşıyan bir neslin yetişiyor olmasıdır. Hem mühendislikte hem akademide hem güvenlikte hem diplomaside söz sahibi olan bir gençlik… Bu gençlik, Türkiye’nin yarınlarını inşa eden en büyük güçtür.Elbette tehditler bitmiş değil. Coğrafya zor, dengeler kırılgan. Ancak artık Türkiye; krizleri uzaktan izleyen değil, gerektiğinde sahaya inen; gerektiğinde arabuluculuk yapan; gerektiğinde de caydırıcı gücünü ortaya koyan bir devlettir.Dosta güven veren, düşmana hesap yaptıran bir Türkiye…Bu bir slogan değil; yaşanan dönüşümün adıdır.Ortadoğu’da savaşlar sürerken Türkiye artık sadece ayakta kalma mücadelesi veren bir ülke değil; ağırlığını hissettiren bir merkez güçtür. Ve görünen o ki, yeni yüzyılda bu duruş daha da belirginleşecektir.
Ferit ŞEKERLİ









