Sosyal medya hesabından paylaştığı görsel ve açıklamalarla konuya dikkat çeken Bektaş, Kumburgaz, Çınarcık ve Orta Marmara çukurlarının son yüzyılda meydana gelen büyük depremlerde kritik rol oynadığını belirtti. Prof. Bektaş’a göre, 1999 İzmit depremi ile Silivri açıklarında yaşanan depremlerin yıkıcı etkilerinin İstanbul’a ilerlemesi bu çukurlar sayesinde sınırlandı.
Bektaş, çukurların jeolojik yapısını şu ifadelerle özetledi:
“Marmara çukurları, yer kabuğunun en çok gerildiği ve inceldiği alanlar. Plastikleşmiş kayaç yapısı ve yüksek basınçlı sıvılar nedeniyle faylar burada enerji biriktiremiyor. Bunun yerine ‘sessiz sürünme (creep)’ hareketi gerçekleşiyor. Bu durum, deprem kırığının ilerlemesini durduran doğal bir bariyer oluşturuyor.”
Uzman isim, bu yapının yalnızca İstanbul için değil, Marmara Bölgesi ve Sakarya açısından da hayati öneme sahip olduğunu vurguladı. Bektaş, “Ana Marmara Fayı üzerindeki bu çukurlar olmasaydı, depremlerin etkisi çok daha yıkıcı olurdu. Bölge halkı ve karar vericiler bu doğal bariyerin önemini bilmeli” dedi.
Açıklamalar, deprem risk yönetimi ve şehir planlamasında Marmara Denizi tabanındaki jeolojik yapıların daha detaylı incelenmesi gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı.







